Ekim 2008 için Arşiv

Sanat

Perşembe, 16 Ekim 2008

Uzun ve yorucu yolculuklarda düşünürdüm seni, konuşurdum seninle. Uzun uzun sohbetler, hayalimde… Kelimelerin tükendiği yerde ise yalnızca sen olurdun, ve ben… Ne dünyayı umursamak, ne de yolun nihayetini düşünmek olurdu aklımda. Sen olurdun yalnızca ve ben… Kimsenin duyamayacağını bilsem bile avazım çıktığı kadar bağırarak ismini söylemek gelirdi içimden. Oysa tek amacım hissettiklerimi hissetmeni sağlamaya çalışmak. Öyle muazzam bir sevgi ki bu; her bir cümle birer edebi eser, her bir kare resmedilmesi gereken… Kusursuz bir sanat eseri… İki kişinin birlikte düşünebilme yeteneği…

Yolculuk

Perşembe, 16 Ekim 2008

Sömürgeleşmiş toplumların tepkisizleşmesi gibi vurdum duymazlık patikasında yürüyordum aheste… Yollarımızın kesiştiği yerde öyle birşey vardı ki… Tepkisiz kalmanın imkansızlığını gördüm; seni… Ulaşamama korkusu sardı sonra. İşte böyle çıktım patikadan. Daha kavuşamadan sensizlikten endişe etmeyi öğrendim, ip üzerinde marjinal yaşamayı da… Şimdi sıra sende; ya bir ışık göster ya da kus nefretini. Yeter ki çabuk olsun. Haydi söyle şimdi; var mısın ip üstünde uçları yaşamaya? Var mısın limanda hala bekleyen, paslanmaya terk edilmiş gemiyi kudurmuş okyanus dalgalarında sallamaya? Sonu izdivaç olan bir yola çıkmaya hazır mısın?

Mum Alevi

Çarşamba, 15 Ekim 2008

Karanlığı aydınlatan minik bir mum alevi gibisin, yeterince narin ve gerektiğinde güçlü… Sen umursamamak dersin, ben korkmak… Sen utanmak dersin, ben incitmemeye çalışmak… Sen yangın olup coşmak istersin, ben ölümüne o mumun zarafetini korumak… İşte korkuyor görünmem hep bundan. Ne derin sularda inci tanesi aramak kadar heyecanlı, ne de tepkileri anlık verebilecek kadar hızlıyım. İşte bu yüzdendir hep duygumu gömülü yaşamaya çalışmam, her ne kadar beceremesem de… Muhteşemliğini asla gölgelemeyeceğini gördüğüm kırıp kıpırlığındı beni etkileyen. Söylemeye varmıyor dilim, yazamaz oldu kalemim… Sessiz ve sensiz bir kalabalığın icinde ismini bağıra bağıra söyleyecek kadar çılgın, bir mum alevini fırtınadan koruyabilecek kadar seni kabullenmişim. Daha ne bekliyorsun; koş ve coş… Bağır avazın çıktığı kadar ya da duyanların kulaklarını sağır edebilecek kadar sessiz çığlıklarınla coş.